Skip links

Zeka ile Başarı Arasındaki Şaşırtıcı Uçurum

Ebeveynlerin en büyük kafa karışıklıklarından biri, çocuklarının günlük hayattaki zekası ile okul başarısı arasındaki tutarsızlıktır. Düşünün; çocuğunuz lego yaparken harikalar yaratıyor, bilgisayar oyunlarını herkesten hızlı çözüyor, sorduğunuz sorulara çok zekice cevaplar veriyor ve hafızası zehir gibi. Ama iş eline bir kitap almaya ya da basit bir toplama işlemi yapmaya geldiğinde, sanki o zeki çocuk gidiyor ve yerine bambaşka, zorlanan, sıkılan, kaçan bir çocuk geliyor.

Genellikle bu durum aileler tarafından yanlış yorumlanır: “Çok zeki ama aklı hep oyunda”, “İstese yapar ama tembellik ediyor”, “Dersi dinlemiyor.” Oysa ki, çocuğun yaşadığı bu durum bir “isteksizlik” ya da “tembellik” meselesi olmayabilir. Hatta çocuğunuzun zekasıyla ilgili bir sorun da yoktur; aksine bu çocuklar genellikle normal veya normalin üzerinde bir zekaya sahiptir. Sorun, beynin bilgiyi işleme biçimindeki yapısal bir farklılıktır. Literatürde Özgül Öğrenme Güçlüğü (ÖÖG) olarak adlandırılan bu durum, doğru anlaşılmadığında çocuğun okul hayatını ve özgüvenini derinden sarsabilir. Bu yazıda, bu “farklı öğrenme” biçimini, alt türlerini (Disleksi, Disgrafi, Diskalkuli) ve ailelerin bu süreçte neler yapabileceğini ele alacağız.

Özgül Öğrenme Güçlüğü Nedir?
(Bir Hastalık Değil, Bir Farklılık)

Özgül Öğrenme Güçlüğü, zihinsel bir yetersizlik veya zeka geriliği değildir. Görme veya duyma kaybı gibi fiziksel bir engelden de kaynaklanmaz. Bu durum, beynin bilgiyi alırken, işlerken ve dışarı aktarırken kullandığı yolların, standart eğitim sisteminin beklediğinden farklı olmasıdır.

Bunu bilgisayar işletim sistemlerine benzetebiliriz. Okul sistemi genellikle “Windows” işletim sistemine göre dizayn edilmiştir ve herkesin bu dilden anlamasını bekler. Ancak sizin çocuğunuzun beyni “iOS” (Apple) işletim sistemiyle çalışıyor olabilir. Bu, çocuğunuzun sisteminin bozuk olduğu anlamına gelmez; sadece farklı bir arayüze, farklı bir öğretim yöntemine ve farklı girdilere ihtiyacı olduğu anlamına gelir. Eğer iOS sisteme zorla Windows programı yüklemeye çalışırsanız, sistem hata verir. İşte okuma güçlüğü veya matematik zorluğu, bu “uyumsuzluğun” bir sonucudur.

Öğrenme Güçlüğünün Üç Temel Yüzü

Öğrenme güçlüğü şemsiye bir kavramdır ve genellikle üç ana alanda kendini gösterir. Bir çocukta bunlardan sadece biri olabileceği gibi, hepsi bir arada da görülebilir.

  1. Disleksi (Okuma Güçlüğü): En yaygın bilinen türdür. Harflerin sembolik karşılıklarını sese dönüştürmekte zorluk yaşanır.
  • Belirtileri: b-d, p-q gibi harfleri karıştırma, kelimeleri tersten okuma (“ev” yerine “ve”), satır atlama, heceleme hataları, okurken kelime uydurma. Okuma hızları yavaştır ve okuduklarını anlamakta zorlanabilirler çünkü tüm enerjilerini harfleri çözmeye harcarlar.
  1. Disgrafi (Yazma Güçlüğü): Motor beceriler ve zihindeki kelimeyi kağıda dökme süreciyle ilgilidir.
  • Belirtileri: Okunaksız el yazısı, harflerin boyutlarını ayarlayamama (biri çok büyük, biri çok küçük), kelimeler arasında boşluk bırakmayı unutma, kalemi çok sıkı tutma ve yazarken çabuk yorulma.
  1. Diskalkuli (Matematik Güçlüğü): Sayısal kavramları ve uzamsal ilişkileri algılamada yaşanan zorluktur.
  • Belirtileri: Rakamları tanımakta zorlanma, dört işlemi karıştırma, saati öğrenememe, para üstü hesabını yapamama, sağ-sol yönlerini karıştırma. 

"Ben Aptal mıyım?" - Duygusal ve Psikolojik Etkiler

Özgül öğrenme güçlüğünün en yıkıcı etkisi akademik değil, duygusaldır. Çocuk, sınıftaki arkadaşlarının şakır şakır okuduğunu, tahtadaki işlemleri hemen yaptığını görür. Kendisi ise harflerle boğuşmaktadır. Bu kıyaslama, çocuğun iç dünyasında tehlikeli bir inanç geliştirmesine neden olur: “Ben aptalım”, “Ben başarısızım”, “Ne kadar uğraşsam da yapamıyorum.”

Bu noktada “Öğrenilmiş Çaresizlik” devreye girer. Çocuk, başarısız olacağına o kadar inanır ki, denemekten vazgeçer. Ödev yapmamak için direnmesi, okula gitmek istememesi, karın ağrısı bahaneleri; aslında bu yetersizlik hissiyle yüzleşmekten kaçınma çabasıdır. Aile Danışma Merkezimizde, akademik destekten önce genellikle çocuğun zedelenen özgüvenini onarmaya ve “Ben farklı öğreniyorum ama öğrenebiliyorum” inancını yerleştirmeye odaklanırız.

Erken Dönem İşaretleri: Neye Dikkat Etmelisiniz?

Öğrenme güçlüğü genellikle ilkokul 1. sınıfta okuma yazma eğitimi başladığında fark edilir hale gelir. Ancak okul öncesi dönemde de bazı sinyaller verebilir:

  • Okul Öncesi: Konuşmada gecikme, kelimeleri telaffuz ederken zorlanma, kafiyeli kelimeleri (masa-kasa gibi) öğrenememe, ayakkabı bağlama veya düğme ilikleme gibi ince motor becerilerde hantallık.

Okul Çağı: Okumayı sökememe veya çok geç sökme, tahtadakini deftere geçirmede zorlanma, ödev yaparken çok çabuk sıkılma, ayları/günleri sırasıyla saymakta zorlanma.

Ne Yapmalı? Süreç Nasıl Yönetilir?

Eğer çocuğunuzda bu belirtileri gözlemliyorsanız, “zamanla düzelir” diyerek beklemek veya “biraz daha çok çalışsın” diye baskı yapmak süreci zorlaştırabilir.

  1. Uzman Değerlendirmesi: Öncelikle çocuğun zihinsel performansı ile akademik becerileri arasındaki farkın bilimsel olarak tespit edilmesi gerekir. Çeşitli zeka ve performans testleri (WISC-R, CAS vb.) ile çocuğun güçlü ve desteklenmesi gereken alanları belirlenir. Bu bir “etiketleme” işlemi değil, çocuğun öğrenme haritasını çıkarma işlemidir.
  2. Özel Eğitim ve Akademik Destek: ÖÖG yaşayan çocukların standart okul müfredatının yanı sıra, kendi öğrenme hızlarına uygun, bireyselleştirilmiş eğitime ihtiyaçları vardır. Bu, klasik bir “özel ders” değildir. Disleksi eğitimi konusunda uzmanlaşmış eğitmenlerin uyguladığı, çok duyulu (görsel, işitsel, dokunsal) öğrenme tekniklerini içerir.
  3. Aile Tutumları: Ailenin sabrı, en büyük ilaçtır. Çocuğu başkalarıyla kıyaslamamak, sadece sonuca (nota) değil, gösterdiği çabaya odaklanmak gerekir. Evde okuma çalışmaları yaparken sabırlı olmak, sesini yükseltmemek, küçük başarılarını kutlamak çocuğun motivasyonunu artırır.
  4. Güçlü Yönlerine Odaklanmak: Bu çocukların yaratıcılıkları, görsel zekaları veya spora olan yetenekleri genellikle çok yüksektir. Çocuğun sadece “yapamadığı” okumaya değil, “iyi yaptığı” resme, spora veya müziğe de yönlendirilmesi, kaybettiği özgüveni geri kazanmasını sağlar. “Okuyamıyorum ama harika resim yapıyorum” diyebilmesi, ruh sağlığı için hayati önem taşır. 

Sonuç: Einstein da Dislektikti

Tarihe baktığımızda Albert Einstein, Leonardo da Vinci, Walt Disney, Tom Cruise gibi alanında dahi kabul edilen pek çok ismin disleksi veya öğrenme güçlüğü yaşadığını görürüz. Bu durum bir engel değil, sadece farklı bir bakış açısıdır.

Çocuğunuzun “başarısız” etiketiyle büyümesine izin vermeyin. Onun öğrenme dilini keşfettiğinizde, içindeki potansiyelin nasıl açığa çıktığına şaşıracaksınız. Merkezimizde, hem aileyi bilgilendirme hem de çocuğun bu zorlu süreci duygusal olarak yönetmesine destek olma konusunda yanınızdayız.

Unutmayın, her çocuk öğrenir. Biri koşarak, biri yürüyerek, biri de uçarak… Önemli olan ona uygun kanatları bulmaktır. 

Leave a comment